20 Kasım 2010 Cumartesi

SONELERİM 1

SONE 26

Zamanın külleri içinden sözcüklerim sana koşuyor
Belirsiz bir esintiyle, buruşuk roman yapraklarıyla
Tenini çiziyor, onu çekip alıyor kurumuş gerçeklerden
Şiirime akıtıyor, ölümsüz bir ırkın düşlerine
Günlerin ötesinden yeni bir kimlik uzatıyor sana
Ve dizelerim veriyor son şeklini gözlerine
Haberin de yok bundan, umursadığın ben değilim çünkü
Aşığın koklarken avuçlarını, yapay sevgilerle neşelendirirken kalbini,
Alaşağı oluyor sana duyduğum sevgi, boynumu eğiyorum
O karanlık cehenneminde şaşkınım, alevler içindeyim
Yüzü asık bir baykuş gibi etrafı süzüyorum
Yiyip içiyorum, içkilerle, diğer vücutlarla atıyorum zehrimi

            Biliyorum bizim yollarımız ayrı, buluşması da imkânsız
            Şiirlerde yaşar en fazla, kâğıtlarda zamansız!


SONE 27

Sen olmayınca anlamı yok bu şiirlerin
Toprağın altındaki iskeletlerden farksız, oldukça cansız
Müziği kopuk, resmi buğulu, harcı bozuk düşlerimin
Sensiz şiir çatar durur gereksiz olaylara
Esir perilerim gizlenirler kovuklarına, anlamsızlaşır yağmurlar
Şiirimin içinde sen yoksan şayet, köhnedir rüzgârlar
Demem o ki, sensiz bir hiçtir kalemim, kırılsa yeridir
İşte bu kalemi dirilten, ona can veren güzelliğin
Her çağa bir renk, okuyan âşıklara hayat verir
Eksilme o yüzden dizelerimden, varlığın hep canlı kalsın
Şarkım eninde sonunda bitse de,  sen bitme ve hiç susma
Notalara karış, yazdığım en güzel şiirin gücüne.

           Hayattan şu ki isteğim, kemik bulsun şiirimde yüreğin
           Yitmesin, yeni anlamlarla coşsun o taze güzelliğin.
SONE 28
Sensiz arzularım da donuk, tadı yok gülüşlerimin
Müziğin üzüntüm oldu, esir etti, kapattı gözlerimi
Diğer şairler atlarken konudan konuya
Renkli düşleriyle coşkular yaratırken gönüllerde
Benim şiirim biblo gibi bir başına şimdi!
Anlatamaz oldu derdini, sustukça sustu
Sanki bıraksan ölecek, kendini bitirecek gibi
Oysa şimdi gürül gürül akmalıydı,
Ama yok işte! Aşkın körelttiği ozanlardanım
Onu görünce başka ellerde, o yüce esini
İçime, en derine, o utangaç benliğime atıyorum.
Kalıyor orda bir başına, asıl söylemek istediklerim

        Bilseler daha neler neler var kalemimin ucunda!
        Söyleyemediğim binlerce sözcük dudaklarımda.


SONE 29

Dünün hayaletleri çoktan çekildi buralardan
Şimdi yarının cinleri konuşuyor, uslanmayan yaralara
Bahsettikleri aynı aslında, hepsinde Hermes’den bir parça
Gördüklerin görmediklerine karışıyor, parçalar bir bütüne
Sırılsıklam âşıksan bugünde, yarınlarda yaşıyor bunu öteki de
Gölgeler farklı gözükse de, gölgelerin hepsi teke düşüyor
Dönüşler bilinmeyenden bir parçaya bırakıyor kendini
Özünse tüm gözlerin ardına gizlenen büyülü bir bakış
Bana kalırsa sonsuz, yaşamın kendisinden daha kısa
Bugünle yarın tek bir gövdeyse, an içinde yaşayan
Bedenin tutunuyor geçmişin izlerine
Ve bırakıyor yavaş yavaş kendini geleceğe

     Yoklukla varlık arasında göze çarpan cambazlığın
     Zamanla sesi oluyor tüm çağların.


SONE 10

Şu heykellere bakın, şu kalın duvarlara
Bakın en gözde mimarisi şu kentin
Yıkılmayacakmış gibi duran şu büyük gökdelen
Gördünüz değil mi onları, dikkatle süzdünüz
Şimdi bir de şiirime bakın, esin perimin son icadına
Günü gelince o ilk saydıklarım yıkılıp giderken
Karışırken bir bir toprağın altına,
Bu gözde şiir aşacak çağları ve ulaşacak son güne
Hani herkesin toplandığı o büyük güne
Ne varsa ozanın içinde, kaleminden akacak içindeki sesler
Duyulmayandan alıp, götürecek onu sonraya
Karışıp başka başka gözlere, akacak mürekkebiyle geleceğe

Zaman ki çürütür, öldürür, yok eder yürekleri
Şiirim yine de yaşatır, yok olmaz sevgilimin külleri

SONE 15

Dante’ de anlattı bunu çok önceleri, Petrarc’da
Ve Ovid’de anlattı, tüm gözde şairler üstüne basa basa
Dediler biz yandık aşkın aleviyle, aman siz de tutuşmayın
Erdemi ne kadar yüceyse bir o kadar cehennemdir yaşattığı
Şimdi ben de soyundum bir kere daha aşkı anlatmaya
Farkındayım, onların yanında öksüz kalacak sözcüklerim
O büyük gölgelerin ardında varsın övgü almasın şiirim
Ama sen yine de kendine bir pay çıkar bundan
Sensiz olamayacak bu satırlar benden çok seni yaşatsın
Yüzünü göremeyecek gözler bu dizelerde sana kavuşsun
Ta ki kıyamete kadar, o en uzak güne kadar
Diri bir orman gibi dağıl yüreklere,

Heyhat Hades! Yok edemeyeceksin onun varlığını,
Toprak eritse de bedenini, bu şiirle aşar sevgilim çağları

SONE 16
 
Gördüğüm en güzel düş senin güzelliğini karşılamaz
Yoktur eşin, bir başkası da oturamaz koltuğuna
Zaman çalsa da içindeki canı, şiirim yeni bir soluk verir sana
Sözcüklerimin fırçası gençliğin ışığıyla resmeder tatlı gülüşünü
Değiştirmez öylece koyar ruhunu, ne eksik ne de fazla
Tatlı yüzün şiirimden taşar, ulaşır gidemediğimiz kıtalara
Rıhtımları gezer, kapalı çarşıları, ince dar sokakları
Grek masallarına özgü, çok gözlü yaratıklardan uzak
İşte kavuştuğundur o zaman asıl benliğine,
Alacağın asıl nefes de bu şiirle başlar,
Ki o yüzden dinlen şimdi, dertlerini unut, uzan biraz yatağına.
İzle vücudunu aynalardan, o kusursuz tazeliğini


Artık bu diri vücuttan bile daha diri bir vücudun içindesin
Bu şiirin yengisi senin içindi, sonsuza kadar da tükenmesin

SONETTO 20

Ne çelikten binalar ne o büyük fabrikalar
Hüküm sürer yeryüzünde bu şiir kadar,
Yitip giderler, savaş yutar onları Ares’in çığlıklarıyla
Götürür aşağılara, korkunç diyarlara
Ama bunlar olup biterken bir yanda
Diğer yanda yaşatır şiirim kendini, arttırır değerini
Solmaz lirimin neşesi, perimin büyülü ezgileri
Zaman çaldığından fazlasını verdiğinde
Her mevsim yepyeni bir başlangıç olur yarınlara
Sen de alıştır şimdiden kendini bu duruma
Yitmeyen bir ruhsun artık, tükenmeyensin
Bırak ölümü, o zorba canavarı, düşünüp durma

Ne de olsa yokluk nedir bilmez benim kalemim
Dev dalgalarıyla okyanus gibidir, ölümsüzdür dizelerim

SONE 23

Seni, sürekli seni anlatır şiirim
Bir bahar esintisi gibi uzayıp giden gülüşünle
Ayın bakire kızı Artemis’in karanlığı ile
Toprağın içinden alarak gücünü, ağaçların kökleriyle
Döker kalbim güzelliğini, kusursuz gözlerini
Güneşin ahtapotları, mürekkebimin cinleri
Konuşturur geleceği, geleceğin hayaletlerini
Derler; - şiirin ortasındasın, çıplak bir haldesin
Dillendir ve akıt onu doğmamış kuşaklara
Değiştirmeden, dönüştürmeden, bir anıt gibi yerleştir
Yaşasın o en dipte, gönüllerin nefesinde
Her baharda açıp solan bir gülün ertesinde

Böyledir şiirim, dilerse sana da taze bir can bulur
Ölüm olsa da işin sonu, üşenmez, seni yeniden doğurur.

SONE 25

Her şeyin bir sonu var sevgilim
Şu dolu geçen günlerin, bu umutlu şarkıların
Sonu var seyahatlerin, kahkahalarımızın, buluşlarımızın
Gün gelecek güneş çekecek kendini pencerelerden
Ay küsecek bize, gezegenler şaşıracak yolunu
Dünya savrulacak bir ceviz gibi başıboş
Süzülecek evrende, yolunu şaşırmış bir kuzgun gibi
İşte o zaman tüm kavgalar da çekilecek sahneden
İhtiraslar da, tutkular da, ayak kaydırmalar da
Bitecek el tutmalar, sevişmeler, sarhoş olmalar
Çıplaklığımız da bitecek, güzel ayakların da dolgun göğüslerin de
Bitecek bir gün bitmeyecek dediğimiz şeyler

Şimdi sıkıca sarıl, unuttur bana bu karamsar düşünceleri
Unuttur ölümü, bitişi ve yok oluşun görüntülerini.






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder