Ev Arkadaşı Devran ve Kırlangıç Aykut'un Yalnız Dünyası
Gece eve geldiğimde saat on ikiyi gösteriyordu. Arkadaşlarla biraz Beyoğlu’nda takılmıştım. İçeri girdiğimde ev arkadaşım Devran hala yatmamış, bilgisayarın başındaydı. Gözleri okumaktan pörtlemiş, yanakları da sıkıntıdan balon gibi şişmişti. Devran sabah akşam vampir hikâyeleri okurdu. Hatta en büyük hayali gotik romanlar yazıp bunları bastırmaktı. Böylece tüm dünyada tanınacak ve bu vesileyle megan fox gibi taş hatunlarla yatma imkânına erişecekti. Sonra da “ heh he! Nasıl fıstıklarla birlikte oluyorum. Siz de maymun gibi elizabet yapmaya devam ediyorsunuz” deyip bizle alay edecekti. Bunu hiç bu şekilde söylememişti ama ben seziyordum bunu…
Yarattığı bu düş âlemi onu gizliden gizliye öfkeli biri yapmıştı. Arada eve getirdiği arkadaşlarıyla olur olmadık yerde tartışıyor, küçük bir sorunu bile büyütüp ortamın gerginlik kaynağı olabiliyordu. Sonra hiçbir şey yokmuş gibi yatağına gidiyor, yorganın altında son mastürbasyonunu yapıp kendini rüyalar âlemine bırakıyordu.
Bunun dışında yaptığı başka bir iş yoktu Devran’ın. Gündüz gece bir düş âlemindeydi. Türkiye’ye gotik edebiyatı getirecekmiş. Yazdığı romanlarda hayaletler, periler ve ölü ruhlar olacakmış. İnsanlar da onun yapıtlarını heyecanla ve merakla bekleyeceklermiş. Harry Potter’ı, Twlight serileriyle harmanlayıp Yüzüklerin efendisi tadında bir roman çıkartacakmış. Tİmes’a kapak olacak ve Einstein gibi dilini çıkartacakmış. Hâlbuki git banka memuru ol, yuvanı kur, torunların olsun onlarla oyna. Ama yok Devran ruh hastası dertsiz başına dert almış. Fantastik roman ne Türkiye ne! Türkiye kıçıyla güler fantastik romana. Ama Devran’a bunu söylesem bıçaklar mına keyim. Gurur yapar. O yüzden bu konularda tüm düşüncelerimi içime atıyordum ve içimde bu yüzden davul gibi şişmişti artık!
Ne yazık ki bitmiyordu Devran’ın düşleri. Düş kurup kurup, tuvalette alıyordu soluğu. Tuvaletteyken bile kafasında bir şeyler tasarlıyor ve tuvaletten çıkınca senaryolarını bana hararetle anlatıyordu. Sonra içine kapanıyor ve saatlerce odasından çıkmıyordu. Ben de öyle zamanlarda üstüne fazla gitmiyordum. En azından o sanatçı ruhlu biriydi ve böyle adamlara sakin davranmak ve hatta bazen yaptıklarını görmezden gelmek gerekiyordu. Ben de öyle yapıyordum, üstüne gitmiyordum.
Bu arada biraz da kendimden bahsedeyim. Benim adım Aykut. Arkadaşlarım genelde bana kırlangıç Aykut derler. Neden böyle derler onu da bilmiyorum. Sadece yıllardan beri süregelen bir durum. Okul yıllarında, mahalledeki çocuklar ve girip çalıştığım işlerde bana hep bu şekilde hitap ettiler. Hayat hikâyemi uzun uzun anlatmak istemiyorum. Şu an yirmi altı yaşındayım. Bekârım ve bulduğuma çakıyorum. Ah! hayır şaka yaptım. Aslında duygusal biriyim ama neden öyle oluyor bilmiyorum, ilişkilerim hep hüsranla sonuçlanıyor. Geriye kalansa, seviştiğim kadınların yatağıma bıraktıkları kokuları! Ama sorun değil diyorum, elbet bir gün bu durum düzelecek!
Bunun yanında bir şirkette çalışıyorum. Altı tane turşu suratlı kadınla bir odada nefes alıp veriyoruz. Müdürümüz de kadın. Suratı kabak gibi. Gülümsediği zaman kerhane tatlısı gibi oluyor. Yüzünü astığı zaman dinozor gübresine benziyor. Böyle garip yere bu kadın normaldir deyip işlerimi yapmaya çalışıyorum. Bu kasvetli ortama katlanmak durumundayım çünkü beni ön plana taşıyacak özel bir yeteneğim de yok. Geçinip gidiyorum işte. Yalandan dosya karıştırıyorum, müşteri takibi yapıyorum ve bazen laf olsun diye ekip çalışması, ekonomik süreç, revizyon, pazar araştırması gibi ucu bucağı olmayan kelimeler sarf edip ortama kendimi adapte etmeye çalışıyorum.
İş bittiğinde kendimi öyle bir dışarı atıyorum ki sormayın. Sanki dünyalar benim oluyor. Biraz bulutları biraz da arabaları izleyip eve varıyorum.
Bazen yürürken tuhaf bir öfke oluyor üzerimde. Şirketteyken, miskin olan ben, o yolda yürürken bir anda dünyanın en güçlü adamlarından biri oluyorum. Ah ne salağım! Yanardöner duygular içinde boğuluyorum da kimseye belli etmiyorum.
Bir akşam yine böyle eve geldiğimde Devran arkadaşlarıyla sanatsal tartışmalar yapıyordu. Beni de aralarına davet ettiler. Ben bu konularda sıkıntılı olduğum için onların davetini reddettim ve odama kapandım. Bülent Ortaçgil’den, İlhan İrem’den müzikler dinledim. Yalnızlık canımı sıkınca biraz nete girdim arkadaşlarla konuştum; ama bu da zevk vermedi bana. Sonra Dvd’ye bir film takıp izledim. İndiana Jones izleyip iç geçirdim. Ulan şu adamın yaşadığı maceraların binde birini yaşasam bana yeter de artar bile dedim içimden. Ama yok işte. Ne macera ne dram tek düze her şey. İşe git gel. Giderken sessiz sessiz osur! Akşam neti aç, sıkılınca dvd’de film izle. Devran’ın sikindirik hayalleri bile bu hayattan daha çekici ve daha sempatik. Gerçi belli mi olur; belki ünlü olursa bizi de görür, biz de bu monoton hayattan kurtulmuş oluruz. Ama imkânı yok bunun! O ünlü olunca kesin bizle alay edecek. Ezik biri; çünkü içi hicranlarla dolu. Zamanında herkes alay etti onunla. Yapamayacaksın dedi. O da abuk bir hırs yaptı ve acısını da bizim gibi zayıf ruhlu ve işe yaramaz adamlardan çıkaracak.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder