27 Ocak 2011 Perşembe

parçacıklar

  • ortaokuldayız, ota boka güldüğümüz zamanlar. Hoca "A" dese eşek gibi gülüyoruz, ardından dayağı yiyoruz. Dayağı yerken de sınıf izliyor. Hani orta çağda cellatlar meydanda idam mahmuklarının kellesini uçur ya halk da sessiz sakin izler olayı. İşte onun yakın çağ versiyonu da bu.. Bİz tekme tokat dayak yiyoruz, sınıf olayı izliyor. Bİ gün yine böyle güle oynaya derse girdik, arkaya sıraya oturduk. Ders vatandaşlık! Neyse gülerken benim mideden ses çıktı. Hoca çağırdı bizi, biz de iki kişi güle oynaya gittik, yedik dayağı ağlayarak da sıramıza geri döndük. Hani öğretmenden dayak yemekten gocunmuyorum. Ne de olsa öğretmenin eli de kendi gibi kutsaldır. Dayağı yediğimiz ders vatandaşlık dersiydi. Yani insanlık dersi. Arkadaş öğrenci güldü diye dayak mı atılır. Ne güzel işte keşke öğretmen olsam ve bana gülseler. Bundan daha güzel bi şey mi var. Cem yılmaz servet sahibi oldu bu yüzden. Hem gülmek kötü bi şey değil ki! Yani gülmek insalığa dair değil mi. Osursa mıydık yani! ama o zaman dayak yemezdik. Hele sessiz osursak hiç bi şey olmazdı. Kİmbilir kızlı erkekli kaç öğrenci derslerde osurdu da kimsenin ruhu duymadı. Ama biz iki kıkırdayınca cennetten çıkma dayağı yedik. İyi mi oldu. Oldu. Müstahak bize:))

  • İstanbul'a ilk gittiğim zamanlar. Taksimde banka oturdum. Adamın biri geldi. Elinde çay termosu. Ben istemeden çayı plastik bardağa koydu. " Kaç şekerli içiyoruz" dedi. İkram ediyo gibi yaptı bu hareketleri. Ben de şaşkınlıkla: " iki yeterli" dedim. Koydu,, karıştırdı. Ben de bu sırada içimden: "  Bİ de İStanbul'da üç kağıtçı çok diyolar. Baksana adama, ben istemeden çay koydu, şeker attı, karıştırıyor. misafirperver işte. İnsanlık ölmemiş hala. Yaşasın" derkene adam bardağı uzattı ve bir milyon istedi. Eski para birimi mevcut o zamanlar. Çıkardım verdim ben de. Vay dedim ya şu insanlığa bak. Tam çivisi çıkmış dünya dicektim ki, demedim. Çivi nerde mına keyim çivi diye söylendim kendi kendime..

  • Ben onun çocukluğunu bilirim diye garip bi laf vardır. Bİ de şey vardır. Yapmadığım iş kalmadı. Nasa'da çalıştın mı, niye böyle diyosun ki. Çalıştın mı beyaz sarayda, hükümet binasında. Çok büyük bir holdingin yönetim kurulnda çalıştın mı.  Nükleer santralde risk uzmanı olarak çalıştın mı. Daha doğrusu böyle bir uzmanlık var mı onu da bilmiyoruz. Demek ki her işte çalışmamışsın..

bitti bu kadar bugünlük de. Sevgiler..

19 Ocak 2011 Çarşamba

parçacıklar

  • sürrealizm bir geçiş bana göre. Kapıları aralamak ve o kapılardan farklı farklı dünyalara bakmak. 20 yüzyılda Breton tarafından ortaya çıksa da tarihi çok çok eskilere dayanıyor. Bu yöntemden şekspir'de faydalanmış, antik yunan feylozofları da. Sorarım size Yunus Emre'nin şu sözünde bile gizli bir sürrealizm yok mu: Ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm....
  • Dişillik ilginç bi şey. Erillik gibi değil. Bİ maça gidip, o maçta kendini paralamaz. Ya da toplumun getirdiği kurallar, sınırlamalar dişillk için pek bi şey ifade etmez. Dİşillik kendine yönelir, çelişkileriyle yüzleşir. Vampirlik ve erotizm dişildir bana göre. Kurt adamlık ve ota boka uluma ise erilliğe girer. 
  • İş başvuruları için Cv me sonelerimi yazsam; başvuru yapacağım  şirket büyük bi ihtimalle umursamaz bunu. Oysa otobiyografimin asıl gerçeği o sonelerde. Kim olduğum ve neleri arzuladığım; hangi işleri başaracağım ve hangi işleri başaramayacağım. Hepsini ama hepsini o sonelerde teker teker yazdım. Ne eksik ne de fazla olan bi şey var orda. Kariyer nete cv yerine koysam deli derler, ciddiye almazlar. Aslında açık açık belirtmişimdir o sonelerde kendimi... Neyse fazla uzadı.. Bu arada hobilerim; yazı yazmak ve film izlemek. En azından bunlar kadar klişe değil soneler, bunu biliyorum.
  • Tİm Burton'ı izlemek zevkli.  Poe'yu okumuş gibi oluyo insan. Bi gotiklik, bi ölümü sorgulama, tuhaf tuhaf yaratıklar, birden ortaya çıkan Johnny Depp.  Tuhaf bakışlı ve ilginç bıyıklı johhny depp. Einstein kadar dahi olmasa da bir ekol gibi bu iki isim. Tİm burton ve johnny depp.. Yerin altında dans eden iskeletler ve ele avuca sığmayan, sığdırılamayan zaman.
  • Bİri demiş ki zaman bizim üstümüzden acımasızca geçiyor. Bunun tam tersi oluyo bence. Bİz zamanın üstünden geçiyoruz. Yani cambaz olan insan, zamanın üzerine binip, kendi hayaletlerinle dans edip duruyor. Bu arada dünya nereye gidiyor?  filan diye sorgulayanlar var. Halbuki bırak dünyanın nereye gitttiğini; sadece bir insan bile özünde nereye gittiğini tam olarak bilemez ki; börtüleriyle, çiçekleriyle, bufalolarıyla, çiyanlarıyla ve insanlarıyla nereye gideceğini tam olarak cevaplayabilsin..
  • Bu arada bugünlük de bu kadar. Bİtti parçacıklarım.. Umarım sıkmamışımdır. Sağlıcakla kalınız... 

18 Ocak 2011 Salı

parçacıklar

  • rezarvuar köpekleri gibi bi kız karşıma geçti ve gözlerini gözlerime yaklaştırdı. Tam dudaklarımız birbirine değecekti ki, bir anda bağırıp çağırmaya başladı. " Ne oldu bi sorun mu var" dedim. " Var" dedi. Sonra benden tiksindiğini söyledi. " Ne yaptım ki ben" diye sordum. TÜm erkekler aynıymışız. İşimiz bitince terk ediyomuşuz filan gibi şeyler söyledi. Sustum kaldım.
  • kadının kasıklarından yayılan koku şiire son biçemini verir. Neden mi? Çünkü şiiri istediğin kadar memurlaştır, şiir yine görgüsüzlüğünü yapacaktır.
  • Uzun uzun anlatmayı sevmiyorum bi şeyleri. Sıkılıyorum çünkü. Başkalarınıda sıkmamak için hemen kesiyorum. Bakın şu an bitti mesela bu yazı.:)
  • Fantastik edebiyata kaçış edebiyatı diyorlar. Hayır efendim! Kaçış değil bana göre. Tam tersine fantastik edebiyat bir varış noktası. DÜşlerin gerçeklere varışı. Ve ciddiyim herkesin başarabileceği bi alan değil. Mesela, ben bir iki defa yeltendim ama başarısız oldum. DÜş gücüm şu an için yetersiz öyle şeyler yazmaya. Ama yazabilirsem mutlaka yazıcam..
  • Ölmüş umutsuz bir balık kıyına vurduğunda onu tekrar denize fırlat. Sonra yine kıyına vuracak. Yeniden onu denize fırlat. Biliyor musun, o ölmüş umutsuz balık yaşadığın tüm hayat boyunca zaman zaman dalgalarla birlikte kıyına vuracak. Ne zaman kıyına vurursa, onu denize fırlat. Yaşamanın tek ve en büyük büyüsü de bu zaten...
  • Geçen gün adamın biri böcekle konuştuğunu anlattı bana. Dedim nasıl oldu bu. Kendisi de anlam verememiş önce. Hatta korkmuş ilkbaşta. Ne varki sonradan alışmış. Hatta böcek ondan çay bile istemiş. Karşılıklı sohbet edip, tavla oynamışlar. Sonra birbirlerine aşklarını ve umutlarını anlatmışlar. Düya meselelerinden konuşmuşlar. Böcek oldukça zekiymiş. Siyah ve itici ve pis olmasına rağmen, ağzından çıkan sözler bu adamı büyülemiş. Sürekli ona insan olduğunu ve bunun kıymetli bi şey olduğunu anlatmış. Sonra ikisinin de uykusu gelmiş. Böcek de bi köşeye kıvrılmış. Adam uykusundan kalktığında böcek ortalıkta yokmuş. Aramadığı yer kalmamış böceği. Galiba bir düştü bu demiş ve hayatına kaldığı yerden devam etmiş.

11 Ocak 2011 Salı

parçacıklar

  •    Güneş en büyük zenginliktir... Bir kandırmaca da değil bu.Ya da içli görünmek için yazmadım.  Çekildiği anda uzayın sahnesinden, her şey değerini yitirir...
  • Bundan on yıl önce yirmi yaşındaydım.. Kafam karışıktı ve bulanıktı.. Çektiğim 31 ler karmaşık, öykülerden çıkardığım anlamlar absürddü.Yine de bir umutla Eskişeher'de tarih yazdık.. Yazmadık ya tarih. hahaha.. Neyin tarihi allah aşkına.... Ama mutluyduk.. Yastıkla yapılan parodiler komikti..Yastık mı  bizi dövdü, biz mi yastığı belli değil..Her işte bi hıyar  var, boş verin..
  • En sevdiğim kadın modeli kate perry. o yüzden kate perry'nin ıslak vücuduna şiir yazmak beyaz bir kağıda şiir yazmaktan daha zevkli olur. Hatta ben yazıyormuşum şiiri, o besteliyomuş; sonra şarkı dünyaca tutuluyomuş, gerçi  kate için bi şey değişmez ama ben çağ atlarım öyle bi şey olursa..
  • harry potter serisini izliyorum. haryy ilginç bi çocuk. Bir büyücü, üstüne merhametli ve seçilmiş biri... cinler, periler havada uçuşuyor filmede, biz de biri yazsa öyle bi roman çarpılırız.. öyle olmuyo mu ama.. bi korku film çekildi sinema salonu yandı..bilemediğimiz gizli güçler fantastik olayların türkiyeye girişini istemiyor....İlginç!

10 Ocak 2011 Pazartesi

parçacıklar....

  •       Rahat olun arkadaş, dünya meselelerinde. Öyle fazla dert bindirmeyin yüreciklerinize, ahlak bekçisi kesilmeyin durup durduk yere. Doğrularınızı doğru gibi yutturmayım. Zaten zamanında bİr yanlış yapıp öss'ye girdik. Üstüne bi de Öys'ye girdik. Tamam yeter bu kadar yanlış. Hem ordaki yanlışlarımızda bir doğruyu götürdü. Eee doğru nerde o zaman? Bİr kadının vajinasının içinde mi, nerde doğru... Meme uçlarında mı yoksa. Belki de doğru diye bi şey yok. Bİz mi uydurduk acaba onu. Böyle bi şeyleri uydurmakta üstümüze yok. Belki doğruları da biz uydurduk. Doğruları uyduran akıl sonra yanlışları uydurdu. Sonra çağlar boyu doğrular ve yanlışlar kusuyunda çalkalandı gitti insanoğlu.
  • Bakın ben tek cümlelerim mucidiyim ama uzun uzun da yazabilirim düşüncelerimi. Ama bunu belirttim bi yerde, ne kadar uzun anlatırsam anlatayım kısa cümlelerimden daha fazlasını vermez ki. Verir mi sizce? Veriyo mu şu an? Hiç sanmıyorum!!!
  • İstanbul'a göç ettiğimde iki mevzu vardı aklımda. Bİrincisi kaldığım otelde ölü bulunmamak ikincisi açlıktan ölmemek. Sonrası dirlik güzellik zaten. Cemal Süreya sonrası hatta Edip Akbayram ve Ursula Andress!!
  • Bi ara mersin'de bi stand up yaptım; kimse gülmedi. Hatta gizliden gizliye öfke duydular bana.. Ben de öfkelendim üstüne. Ulan halbuki onlar gülse ben de gülsem ne iyi olurdu. Eğlenseydik çok iyi olurdu; ama olmadı boka sardı birden. O stand up yaptığım pubta kapanmış.. Lanetliydi zaten orası... Ben onu ortaya çıkardım...
  • Bİ gün İstanbuldayken Nazım Hİkmet KÜltür merkezine gittim. Bİ masaya oturdum . Ağaçların altında cennetten bir yer gibi orası.. Neyse oturduğum masada bi de roman yazarı var... El filan sıkıştık, tanıştık. Sonra bende adama roman yazarlığıyla ilgilendiğimi hatta küçük bir denemem olduğunu söyledim. Aferin filan diyeceğini zannediyırum; birden azarlamaya başladı... Öyle ağaçlar, kuşlar, böcekler bilinmeden roman yazarı olunmaz"dedi.. " Şİmdi siktir kalk bu masadan". Tamam; siktir kalk demedi, ama diyecek gibi de oldu... 

 

8 Ocak 2011 Cumartesi

bir diyalog

Rüya: Siz tüm erkekler aynısınız
Erdem: Ben farklıyım, hadi soyun yavrum, sarıl bana, seni arzuluyorum
Rüya: Yavrum lafını körelttiniz şerefsizler.. Dokunma bana. Tiksiniyorum sizden
Erdem: Yavrum!!!
Rüya: Hala yavrum diyo ya.. Deme bana yavrum..
Erdem: Yavrum tatile ihtiyacın var senin.
Rüya: Hay tatilin çıksın, rahat bırak beni.. Cinnet geçirttiniz bana…

--------------------------