10 Aralık 2010 Cuma

KIRLANGIÇ AYKUT 5. BÖLÜM

                                     MAZOŞİST KIZ

   Aslına bakacak olursanız son iki haftam oldukça iyi geçmişti. Yedik, içtik eğlendik. Arkadaşlarla Şile’ye gittik. Tanrım o ne manzaraydı öyle! Bir yanımı orda bırakıp İstanbul’a geri döndüm. Nasıl bıraktım bir yanımı orda  onu da bilmiyorum; ama bu çağşımı yaptırmıştı bana bu günü birlik gezi!
    Bir serserilik vardı üzerimde. Evde şarkılar söylüyordum, evin kapılarından sesler çıkarıyor, tuhaf tuhaf çığlıklar atıyordum.
   Medyada vücuduna hayran olduğum kadınlar vardır. Sanki onlarla sevişmiş gibi hissediyordum kendimi. Hâlbuki pornonun dibine vurmuştum. Fetişler, süt banyoları, asansörde sekreterle sevişme hayali ve daha neler neler!
   İşte azgınlığın doruğa vurduğu esnada, Beyoğlu’ndaki yitik barlardan birinde çalışan arkadaşım arayıp beni yanına çağırdı. Ben de üşenmedim, taktım fötr şapkamı, giydim dar kotumu.( kalçaları avrat kalçaları gibi çıkartıyor işte ondan) ve Beyoğlu’nun yolunu tuttum.
    Metro oldukça kalabalıktı. Makyajlı, güzel giyimli kadınlar vardı. Redingotlu, siyah pardösülü adamlar vardı. Gözlüklü, kravatlı, siyah giyimli,  yüzlerine kentin musibet canavarlarını hapseden canlar, metronun içine sıkışştı.  Bir yere oturup kadınları izleyeyim bare dedim. Demez olaydım; çünkü Beyoğlu’na varana kadar köşede oturan sivri suratlı, kalın bıyıklı bir adam, sürekli beni süzdü. O adam beni süzünce ben de ona bakmaktan kendimi alamadım. Niye bakıyordu ki böyle!  O kadar kadın var mına koyim çevrede, onlara bak!
     Arkadaşın mekânına sallana sallana girdim. Beni görünce sevindi. Hemen bir skoç viski hazırladı bana. Böbürlenerek; “ Bak bu içtiğin İskoçya’dan daha yeni geldi. Tadını çıkart.” Ben de gülümseyerek içtim. Tadı keskin ve lezzetliydi. Biraz havadan sudan konuştuk. Kadınlar, işler, parasızlık ve sıradan sayılabilecek gerçeklerden konuştuk. Ona da işimden sıkıldığımı ve başka işler aradığımı söyledim. Özellikle dedektif olmak istediğimi söyleyince gülümsedi ve espri yaptı.
 
-          Dedektiflikte para yok, sen en iyisi jigolo ol. Hem maddi hem de manevi doyumu sağlarsın.
-          Alay etme abicim ya. Günlerdir Holmes’in kitaplarını okuyorum onların maceralarından çok etkilendim. Ordaki ipuçları, izler, arayışlar ve belirsizlikler beni cezbetti. Parası çok önemli değil. Ben zaten para değil macera arıyorum.
-          Bi götünü siksinler de sen o zaman gör macerayı!
   
            Türkiye’de erkekler kendi aralarında konuşurken, acı gerçekleri en kestirme yoldan bir küfür imgesiyle hemen yüzüne yapıştırırlar. İster başkanın oğlu ol,  ister diplomat ol fark etmez!  Empati denilen şey, dağlara kaldırılmıştır!
        Ben viskimi yudumlarken o konuşmaya devam etti:
-          Neyse bunları boş ver. Bir hatun var, geçen seni burada görmüş, beğenmiş. Telefonunu bıraktı. Arasın beni dedi.
    Uzattığı telefonu heyecanla aldım. İşlerimin yoğunluğundan ve bu yoğunlukla paralel gelişen parasızlıktan dolayı uzun zamandan beri bir kadınla yatak üstü sohbet etmemiştim.  
     Birkaç gün sonra kızı aradım. Beni Osman Bey’deki evine davet etti. “ Ne güzel” dedim içimden!
 “ Çaba yok, uğraş yok, kur yapmak yok! Temiz iş olacak, çağırdı işte. Bir yarım saat yalandan sohbet, ardından seks!  Ulen Aykut şansızım diyorsun ama bak yine durdun durdun gittin on ikiden vurdun! “
     Bu heyecanla ve merak duygusuyla kızın evinin yolunu tuttum. Kapıyı açtığında ise şok oldum. Harika bir parçaydı. Gerçekten bu kadarını beklemiyordum. O entel kızdan bile daha şehvetliydi. Bakışları gel benimle seviş diye haykırıyordu. O ara antredeki aynada yüzümü gördüm.
   “Of bendeki surata bak! Kerizlik akıyor; ama kendine güven Aykut! Seni bu kız beğendi. Beğendi ki telefonunu istedi. Bu abuk halinle kızı etkiledin daha ne olsun!”
    Bunları düşünürken, genişçe bir odaya girdik. Bu odanın salonu olduğunu söyledi. Dvd’ler, moda dergileri, yerlerdeydi. Köşede öküz boyutlarında bir LCD vardı. MTV açıktı ve kate perry’nin bir klibi dönüyordu. Duvarlarda baltalar, kamçılar ve joplar asılıydı.
    Şöyle düşündüm:  “ İyi, zengin bir ortam olduğuna göre seks de zengin olacak. Ne mutlu bana!” .
      Biraz daha konuştuk ve öpüşmeye başladık. Nasıl dillerimizi yalıyoruz size anlatamam. Ben gözümü kapatmış ve tam kendimden geçmiştim ki, yediğim tokatla kendime geldim.. O kadar sert vurmuştu ki sanki ağrı dişlerimin minesine kadar vurmuştu. Cin çarpmış gibi olmuştum ve yüzüm tokadın şiddetinden kendine gelemediğinden sözcükler ağzımdan Notre Dame’ın Kamburu'nun ağzından çıkıyor gibi çıkmsıtı!
-        Ne oluyor hayatım?
-        Hayatım deme dalağına korum piç. Vur bana şimdi. Vursana lan!
       Bunu demesiyle yumruğu geçirmesi bir oldu.
-       Hadi vur hadi! Adi, köpek herif seni!

Anlamıştım! Bu kız hem sadist, hem de mazoşisti. Üstüne bir de ağır bir paranoyak şizofrense, ben bu gece kesin bok yoluna gitmiştim ve yarınki gazetelerin üçüncü sayfasında, osuruk gibi çıkan bir vesikalıkla, Türkiye’ye poz veriyordum. Ayağa kalkıp kıyafetlerimi giymeye başladım. Ben giyinirken duvarda asılı duran kamçıyı aldı. “ Al!” dedi bunu. “ Beni kırbaçla. Kölen yap. ”
    Köle möle en sevmediğim laflardı benim. Utana sıkıla böyle şeyleri tasvip etmediğimi söyledim. Tasvip demiştim çünkü bu kız uçuktu. Doğulu kanı taşıdığımı ve onun yanında oldukça tutucu bir adam olduğumu göstermekti tasvip demekteki amacım!
    Ben giyinirken bir ton küfür yedim bu zebaniden!  Dalağımdan girdi ciğerimden çıktı. Arada da vuruyordu ve nolur beni döv diye yalvarıyordu. Tabii köle möle lafları da havada uçuşmaya devam ediyordu
     Bir kere daha kaderime çattım. Elin Amerikalı’sı, Allahın İndiana Jones’u, kamçısıyla Hindistan’a gidiyor, çılgınca maceralar yaşıyor, tünellere giriyor, böcek eti yiyor, maymun çorbası içiyor,  gizli bir tarikatı ortaya çıkartıyor, arada sarışın hatunla bir elma karşılığı sevişiyor;  benimse şu garip halime bak!  Bu hak mı şimdi? Soruyorum sizlere, adalet mi bu?
                                                                               Devam eder.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder